Fransa ve Ermeni Etkinlikleri |
|
1
Zorlama iddialarla dünyayı arkalarına alarak Türkiye'den toprak veya tazminat isteme amacındalar
Ermenilerin Sevr'e dönüş özlemi
Türkiye aleyhindeki Ermeni faaliyetlerinin ana amacı, Türkiye toprakları içinde bulunan ve tarihi Ermenistan olduğu iddia edilen bazı illerin bütününe, en azından 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması'nda Ermenistan olarak belirlenen bölgeye sahip olmak veya bu toprakların geri verilmemesi halinde Türkiye'den tazminat almak
Osmanlı İmparatorluğu tarafından dönem koşullarında doğan bazı zorunluluklar nedeniyle 1915 yılında yürürlüğe konulan ''Tehcir Kanunu (Sevkıyat Kanunu)'' uygulamaları, Ermenilerce, özellikle yurtdışında, 1965 yılında başlamak ve izleyen yıllarda yoğunlaştırılmak suretiyle sözde ''Genocide - Katliam'' olarak istismar edilmeye başlanmıştır.
Sözde katliamın yapıldığı gün olarak sembolleştirilen 24 Nisan 1915 tarihinin yıldönümlerinde, 1973 yılına kadar bünyesinde Ermeni bulunan tüm ülkelerde, Türkiye aleyhinde Ermeni propaganda faaliyetlerinin sürekli olarak tırmanış gösterdiği gözlenmiştir. 1973'te ise Türkiye'nin ABD Los Angeles Başkonsolosu ile yardımcısını vahşice öldürerek düşmanlıklarını açıkça TC'ye yönelten Ermeniler, sonraki yıllarda, önce nisan aylarında ve giderek yılın bütününü kapsar şekilde geliştirdikleri yoğun etkinliklerle ülkemizden toprak ve tazminat isteklerini aralıksız tekrarlamışlardır.
Türkiye aleyhindeki Ermeni faaliyetlerinin ana amacı: ''Türkiye toprakları içinde bulunan ve tarihi Ermenistan olduğu iddia edilen bazı illerin bütününe, en azından 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması'nda Ermenistan olarak belirlenen bölgeye sahip olmak veya bu toprakların geri verilmemesi halinde Türkiye'den tazminat almak'' şeklinde özetlenebilir. Bu amaca varmak isteyen Ermeniler: Hıristiyan âleminde yeniden bir ''acıma hissi'' uyandırmak ve lider devletler arasında süregelen Ortadoğu'ya ilişkin anlaşmazlıkların giderilmesinde ''Bağımsız Ermenistan'' ın kurulması ile ''politik denge unsuru'' olabileceklerini dünya kamuoyuna aktarabilmek ve sorunlarını, uluslararası platformlara itebilmek gayreti içersine girmişlerdir.
Nitekim, 20'nci yüzyılın sonlarında, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Ermeniler, Türkiye'nin bölünmesi açısından, karışıklıklar içerisinde bir ortam arzuladıklarından ve tüm zararlı akımların önemli rol oynayabileceğini umduklarından, ülkemiz aleyhinde etkinlikler gösteren bazı kişi ve kuruluşlarla da çoğu zaman işbirliği yapmaktadırlar.
Ayrıca Türkiye'nin bazı dış ve iç siyasi sorunları, özellikle Kıbrıs ile Güneydoğu, Ermeniler tarafından sürekli istismar edilmiştir. Nitekim, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan sonra Kıbrıs konusunda, Rumlar tarafından öne sürülen politik isteklerin ve dünya kamuoyunda Türkiye ve Türklüğü küçük düşürücü propagandanın, Rum sempatizanı mihraklarca geliştirilen tahriklere dayalı olarak, diaspora Ermenilerince ortaya koyulduğu açıkça görülmüştür. Bu durum ise geliştirilen Türkiye karşıtı tarihi ''Yunan - Ermeni işbirliği'' nin kanıtı şeklinde değerlendirilmiştir.
Fransa, Anadolu halkına zülmeden Ermenilere uluslararası arenada desteğini esirgemedi
Tarihe dayanan işbirliği
ABD ve Rusya'dan sonra, diasporada en çok Ermeni barındıran ülke Fransa'dır. Avrupa'da Ermenilik etkinliklerinin en yoğun olduğu ülkedir.
Fransa'nın, Ermeni etkinlikleri açısından taşıdığı önem ise tarihten kaynaklanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme döneminde ve 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında, Fransa'nın ''Hıristiyanlara baskı uygulanıyor'' tezi doğrultusunda Ermenilere güleryüz gösterdiği ve Sevr Antlaşması'na kadar ise bir ''Ermeni devleti kurma'' çabalarına katkılarda bulunduğu bilinmektedir.
20. yüzyılın başlarında, Osmanlı Devleti'ni paylaşarak tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen Batılı devletler, 19. yüzyılın ikinci yarısında, misyonerlik etkinlikleri çerçevesinde, Ermeni Mezhep Birliği'nin (Gregoryen) parçalanmasına ve Katolik ile Protestan Ermeni kiliselerinin kurulmalarına neden olmuşlardır. Örneğin Çarlık Rusyası Gregoryen Ermenileri, Fransa Katolik Ermenileri, İngiltere ise Protestan Ermenileri desteklemişlerdir. Böylelikle, Ermeniler üzerinde etkili olup onları kontrol etmeye çalışmışlardır. Ancak İngiltere ve Fransa'nın esas gayeleri, diğer Müslüman milletlere örnek olabilecek, bağımsız bir Türkiye istememeleriydi. Nitekim tüm bu etkenlerden, Fransa, 1918'de oluşan ''Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyonu'' na, 1919 yılında ise Ermeni siyasi isteklerini sunmak üzere Paris ''Versailles Barış Konferansı'' na kapılarını açan ülke olmuştur.
PARİS BARIŞ KONFERANSI
1914-1918 Birinci Dünya Savaşı'ndan müttefikleriyle birlikte yenik çıkan Osmanlı Devleti'nin parçalanması ve taksimi, İtilaf Devletleri arasında, savaşın sonlarına doğru karara bağlanmış ve uygulama şeklinin tespiti de Paris'te toplanan Barış Konferansı'na bırakılmıştır. Sözü geçen savaşta İtilaf orduları safında, Türk ordularına karşı mücadele ettiklerini ve kan döktüklerini öne süren Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasından yararlanmak ve Büyük Ermenistan'ı kurmak çabalarıyla Paris Barış Konferansı'nda sahneye çıkmışlardır. Nitekim 12 Şubat 1919'da, bu konferansa verdikleri bir muhtıra ile Büyük Ermenistan topraklarını belirtip, bunların 20 yıl süre ile bir güçlü devletin koruması altına alınmasını teklif ettikten sonra hami devletin şu hususları gerçekleştirmesi şartını ileri sürmüşlerdir.
**Halen Ermeni topraklarını işgal eden Türk hükümeti memurlarının, bu yerleri boşaltmak zorunda bırakılmaları,
**Halkın silahlarının toplanması,
** Katliamlara katılanların, halka saldırı ve yağmacılık yapanların cezalandırılmaları,
** Çapulcuların ve bozguncu göçer aşiretlerin bölgeden atılmaları,
** Sonradan getirilmiş Müslüman göçmenlerin bölgeden çıkartılmaları. Akabinde, 1920 yılında, Fransız orduları, üç tabur Ermeni askeri ile birlikte İskenderun'a çıkmışlardır. Söz konusu Ermeni askerleri, harekâta katılmadan önce Marsilya'da, gösterişli bir geçit töreni düzenlemişlerdir.
Bu çıkarma sırasında, Fransızların müttefiki İngilizlerin askeri güçleri de bölgedeydiler.
Fransız operasyonunun amacı, kendi himayeleri altında Kilikya bölgesinde, milli bir Ermeni yurdu kurmaktı. Fransız Yüksek Komiseri Georges Picot 'nun çağrısı ile Suriye ve Mezopotamya'daki Ermeniler, bölgeye gelmeye başladılar. Fransız birliklerinin peşinden Ermeni askerleri de bu yerlere girip yerli ve diğer bölgelerden gelen Ermeniler ile birlikte Türklere eziyet ve işkence yaptılar. 20 Ekim 1920'de Maraş, İngilizler tarafından Fransızlara teslim edildi.
29 Ekim 1920 günü, Fransızlar, bünyesinde bir tabur, Ermeni askerinin de bulunduğu birlikleriyle Kilis'i işgal ettiler.
SÜTÇÜ İMAM'IN BAŞLATTIĞI MÜCADELE
İşgalcilerin yaptıkları eziyetler, bölgedeki Türk halkını çileden çıkardı. Maraş'ta, Sütçü İmam isimli yaşlı bir kahraman, kadınlara sarkıntılık eden, erkekleri yaralayan birkaç azgın Ermeniyi tabancasıyla vurup kaçmış, böylelikle ilk mücadele başlamıştır. Bunun üzerine Fransızlar, Maraş'taki Ermenilere silah dağıttılar.
Silahlı bu Ermeniler, Türklere eziyeti sürdürdüler. Maraşlıların şikâyetleri üzerine Fransızlar Ermeni birliklerini çekip, yerlerine Müslüman asker getireceklerini belirtmişlerdir. Gerçekten bir süre sonra Adana'dan, Cezayirli bir süvari kuvveti gelmişse de Ermeni askerleri geriye alınmamış, bunlar sadece kışladan dışarı salıverilmemekle yetinilmiştir. Bölgedeki Türk bayraklarının Fransızlar tarafından indirilmeleri ve bunu bir kısım Ermenilerin de yapmaları, yerli halkın karşı koymasına neden olmuştur. Bir süre sonra, İngilizler önce Urfa'yı, akabinde Antep'i Fransız kuvvetlerine devretmişlerdir. Fransız üniforması giydirilmiş Ermeniler de yine bu kuvvetler ile birlikteydiler. Bu sıralarda, Mustafa Kemal önderliğinde Türk halkı arasında bir Kurtuluş Savaşı'nın başlaması fikri oluşmuştu. Sıvas'taki ''Heyeti Temsiliye'' bir kısım genç subayları bu yöredeki halkı organize etmek üzere görevlendirmiştir. Türk kuvvetlerinin saldırıları, yerel halkın direnişleri ile istilacılar bölgede güç durumlarda kalmışlardır. Bu çatışmalar nedeniyle Cumhuriyet döneminde, söz konusu şehirlerin isimleri Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Gaziantep olarak değiştirilmiştir.
FRANSA İLE ANLAŞMA
Bu süreçte, 1914'ten beri sürdüregeldikleri savaşlar, Fransız halkını endişelendirmekteydi. Kilikya bölgesindeki savaş, Fransız maliyesine çok yük oluyordu. Parlamentolarında fikir ayrılıkları çıkmıştı. Ya masrafların azaltılması veya çekilinmesi tartışılmaya başlanmıştı. Türk ordusu ise Batı Cephesi'nde Yunan ordularına karşı harekâta geçmek için, diğer cephelerden kuvvet tasarruf etmek gereğini duyduğundan, her iki taraf da bu bölgede bir anlaşmanın yapılmasını düşünmüşlerdir. Fransızlar, Suriye dışında Anadolu topraklarının boşaltılmasını arzulamaktaydılar. Bu nedenle Türk dostu bilinen eski milletvekillerinden Franklin Bouillon 'u Ankara'ya büyükelçi atayıp, Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla görüşmesini sağladılar. Uzun toplantılar ve görüşmeler sonucu anlaşmaya varıldı. İmza konusu ise Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra gerçekleşti. Nitekim, 20 Ekim 1921'de imzalanan antlaşma gereği, Fransız işgali altındaki Türk toprakları, Misak-ı Milli sınırları içinde tamamen kurtarılmış, bu cephedeki güç ve kaynaklardan Batı Cephesi'nde yararlanmak sağlanmıştır. Bu antlaşmadan kısa bir süre sonra, güneydeki Fransız işgal bölgesi boşaltılmıştır.
ERMENİLER KAÇTI
Fransızlar ayrılmadan önce, işgal sırasında bölge halkına birçok kötülükler yapmış olan Ermeniler de ülkeyi terk etmişlerdir.
Osmanlı Devleti'nin bunalımlı son yıllarında ve 1915 olaylarını takiben Doğu ve Güneydoğu Anadolu topraklarındaki Ermeniler, önce Suriye ve Lübnan'a, Fransızların Çukurova'dan çekilmelerini takiben Fransız savaş gemileri ile Kıbrıs ve Mısır'a kaçmışlardır. Bunların bir kısmı ise daha sonraki yıllarda Fransa'ya göç etmişlerdir.
İstilacı Fransızların Çukurova'dan ayrılmalarını takiben, bölgedeki Kilikya Kilisesi önce Halep'e, daha sonraları Beyrut yakınlarındaki Antelias'a nakledilmiştir. Bu kilise, eskiden de olduğu gibi, halen Ermeni kiliseleri içinde Türkiye aleyhinde yoğun çalışmalarda bulunmaktadır. Lübnan'da kalan Ermenilerin bir kısmı da 1970 yıllarındaki iç savaş nedeniyle ABD, Fransa, Avustralya gibi ülkelere kaçmışlardır.
Çoğunluğu 1920'li yıllarda Fransa'ya göç eden söz konusu Ermeniler, bu ülkeye uyum için büyük gayret göstermişlerdir. Hıristiyan dininden olmaları işlerini kolaylaştırmıştır. Ayrıca çalışkanlıkları, becerileri, kendilerinden daha önce Fransa'ya yerleşmiş arkadaşlarının yardım ve dayanışmalarıyla başarılı olmuşlardır. Halen durumları çok iyidir. Varlıklı ve eğitimlidirler. Üst düzeydeki sosyo-ekonomik ve kültürel durumları ile Paris, Lyon, Marsilya gibi büyük kentlerde birçok etkinlikler yapabilmektedirler. Yahudi lobisinden sonra, Rum lobisi ile birlikte en güçlü lobi Ermenilerindir. Bu iyi yaşam koşulları nedeniyle anavatanlarına dönmemişlerdir. Sadece turistik geziler düzenlerler, akraba, eş-dostlarını ziyaret edip geri gelirler. Ancak her fırsatta Ermenistan'a maddi ve manevi yardımlarda bulunurlar.
TÜRKİYE'DEN TOPRAK TALEBİ
Büyük Ermenistan hayali
2. Dünya Savaşı'nın başlama tarihi olan 1939 yılında, Fransa'daki Ermeni kolonisinin durumlarına gelince: Azınlık bir Ermeni grubu, Fransız Komünist Partisi üyesiydi. Önemli bir diğer kesimi ise Taşnak yandaşı Ermeni FRA (Federation Revolutionnaire Armenienne - Ermeni İhtilalci Federasyonu) örgütü mensubuydular.
2. Dünya Savaşı sırasında, Almanların Fransa'yı takriben 4 yıl süre ile işgal etmeleri üzerine, söz konusu Taşnaklar, işgalci Alman güçleri ile işbirliği yapmışlardır. Bunun amacı, muhtemel bir Alman - Sovyet savaşında, Almanların, Sovyetler'i yenmesi ve Sovyet Ermenistanı'nın kurtarılmasıydı. Türkiye'den alınacak, sözde Batı Ermenistan ile birlikte Büyük Ermenistan kurulacaktı. Ancak bilindiği üzere, Almanya 2. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve dolayısıyla bu düşünce gerçekleşmemiştir.
Fransa'nın Alman işgalinden kurtuluşunu müteakip, işgal yıllarındaki tutumları nedeniyle Taşnaklar Fransızların gözünden düşmüştür. Bu nedenle 1945 yılında Taşnak taraftarı Schavarch Missakian 'ın teşvikiyle Nor Seround (Yeni Nesil) isimli bir Taşnak örgütü daha kurulmuştur. Söz konusu örgüt, halen Fransa'da etkinlik gösteren en önemli Ermeni kuruluşlarından biridir.
'VATAN'A DÖNÜŞ KAMPANYASI
Diğer yandan, yine bu yıllarda Fransa'da, işgalci Almanları lanetleyen (Front National Armenien - Ermeni Milli Cephesi)ğ kurulmuştur. Ancak, kısa bir süre sonra Sovyetler, Paris'teki diplomatik misyonları vasıtasıyla söz konusu Ermeni Milli Cephesi'ne hulul ederek bu örgütü ve etkinliklerini desteklemeye yönelmişlerdir. 1945 yıllarından itibaren Taşnaklar'ın önemli bir kısmı anılan Cephe'ye üye olmaya başlamışlardır. Bu dönemde tüm Ermeniler, Sevr Antlaşması'nın çizdiği sınırlar içinde bir Ermenistan'ın yeniden kurulabileceğinin olasılığına inanmışlardır. Çünkü SSCB, Türkiye'den Kars ve Ardahan 'ı istemekteydi.
Tabii bu Ermenistan, bağımsız değil, Sevr sınırları içinde, SSCB'nin kontrolü altında ve otonom bir Ermenistan idi. Bu olasılık Ermeniler arasında birleşmeye neden olmuştur. Nitekim, Taşnaklar ve Komünistler bu dönemde birbirlerine yaklaşmışlardır. Yine bu tarihlerde, Ermeni Milli Cephesi'nin yayımlamayı düşündüğü (Jogovourth - Halk) isimli gazeteyi Fransızlar yasaklamışlardır. Çünkü Cephe'nin etkinlikleri Fransız milli çıkarlarına ters düşmeye başlamıştır. Yine aynı dönemlerde, bu Cephe, Sovyetler'in, diasporadaki Ermenilerin, SSCB Ermenistanı'na dönmeleri için açtığı ''Vatana Dönüş'' kampanyası lehinde aktif bir rol oynamıştır. Ancak, zamanın Sovyet Dışişleri Bakanı Visinski , 24 Ekim 1947 günü BM'de yaptığı konuşmada Kars ve Ardahan hakkındaki Sovyet isteklerini yeniden tekrarlamış ve bu iki ilin, tarihi olarak Gürcistan'a ait olduğunu eklemiştir. Bu konuşma tüm Ermeniler üzerinde düş kırıklığı yaratmış ve Taşnak taraftarları Ermeni Milli Cephesi'nden ayrılmışlardır. Kısa bir süre sonra da Cephe dağılmıştır.
YUNANİSTAN'IN DESTEĞİ
1950'li yıllarda, Fransa'daki Ermeniler, siyasi etkinliklerden çok kültürel çalışmalara yönelmişlerdir. Bundan amaç, Ermeni gelenek ve göreneklerini yaşatmak suretiyle, olası bir Ermeni asimilasyonunu önlemektir. Çünkü Fransız Ermenilerinin en korktukları husus asimile olmaktır. Nitekim, kültürel çalışmaların yoğunluğuna rağmen, halen birçok Ermeni, kimliklerini saklamakta ve Fransız olduklarını söylemektedirler.
Tüm dünyada olduğu gibi Fransa'daki Ermenilik etkinlikleri de sözde katliamın 50. yıldönümü olan 24 Nisan 1965 tarihinden itibaren daha geniş boyutlar kazanmıştır. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi ise hiç şüphe yok ki bu tarihin Türk - Yunan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmasıdır. Nitekim, Yunanistan, bu dönemden itibaren dünyadaki Ermeni etkinliklerinin destekleyicilerinden biri olmuştur. Birlikte günler ve gösteriler yapmaya başlamışlardır. Özellikle, Marsilya' daki Rum azınlığın, bu ilde, önemli sayıdaki Ermeni kolonisi ve kuruluşları ile Türkiye ve Türklük aleyhinde yaptıkları işbirliği dikkat çekici olmuştur.
HINÇAK Taraftarı Örgütler
1 - Unıon Culturelle Franco - Armenienne de Grance (UCFAF - Fransa, Fransız Ermenileri Kültürel Birliği)
2 - Jeunesse Armenienne Françaisa (JAF - Fransız Ermeni Gençliği)
Sovyetler'in, Fransa'daki temsilciliklerinin de ilgi duyup yakından izledikleri bu iki örgüt, maddi ve manevi olarak Sovyet Ermenistanı'ndaki Ermenilerin refahı ile ilgilenmekteydiler. Yayın organları, Paris'te Ermenice - Fransızca olarak haftalık çıkartılan Achkchar (Dünya) isimli gazeteydi. Buradaki yazılardan, söz konusu Ermeni örgütleri sempatizanlarının şiddet eylemlerine kesin tavır aldıkları görülmekteydi. Fransa'daki Ermenilere Sovyet propagandası da yapan bu örgütler, Sovyetler'in dağılması ve Ermenistan'ın bağımsızlığını almasını takiben önemlerini yitirmişlerdir.
2
Büyük ideallerini gerçekleştirmek için Ermeni örgütleri, Türkiye aleyhine yoğun propaganda ve eylemlere giriştiler
Fransa'da çok iyi organize oldular
Ermeniler 1966 yılında, ''Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyonu'' vasıtası ile BM'ye, ''Ermeni Sorunları'' na ilişkin bir muhtıra vermişlerdir. Sonrasında 1965'te ABD'nin Boston kentinde kurulan ve Dünya Koordinasyon Bürosu halen burada bulunan Armenian National Commıttee ''a.n.c.'' nin uluslararası komitelerinden biri de 1968 yılında Fransa'da Comite de Defense de la Cause Armenienne (C.D. C.A. - Ermeni Davasını Savunma Komitesi) adıyla faaliyete geçmiştir. Söz konusu komitenin, ülkemiz aleyhinde çok yönlü olumsuz propaganda faaliyetlerinde, önemli bir yer tuttuğu gözlenmiştir.
Fransa ayrıca, Ermeni literatüründe ''Sovyet yanlısı'' olarak nitelendirilen ''Hınçak komitesi'' paralelindeki Ermeni örgütlenmelerinin de daha çok etkin olabildikleri ülke şeklinde dikkati çekmiştir.
Nitekim Fransa'daki Union Culturelle Franco - Armenienne de Grance (UCFAF - Fransa, Fransız Ermenileri Kültürel Birliği) ile Jeunesse Armenienne Française (JAF-Fransız Ermeni Gençliği) isimli Ermeni örgütleri ''Hınçak'' ve dolayısıyla ''Sovyet Ermenistanı sempatizanı'' kuruluşlar idi. Bu kuruluşların etkinlikleri SSCB'ce de değerlendirilmiş, Sovyetler bunlar üzerinde çalışmalar yapmak üzere, Fransa'daki diplomatik temsilciliklerinde Ermeni kökenli memurlarını da görevlendirmişlerdi. Keza bu Ermeni örgütlenmelerinin etkinliklerine, daha çok sol yelpazedeki Fransız siyasi parti ve kişilerinin sempati duymalarının neden oldukları bilinmekteydi. 1992 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını almasından sonra, sözü geçen bu Hınçak yandaşı örgütlerin etkileri azalmıştır.
Fransa'daki geniş demokratik haklardan yararlanmakta olan Ermeniler'in son yıllarda bazı Fransız siyasi partileri ile politik kişilerinin ilgilerini çekebilen sayısal durumlara erişmeleri, güçlerinin artmasına neden olmuştur. Ülkedeki parlamenterlerin aynı zamanda yöresel görevler ''Belediye Başkanlıkları'' da üstlenebilmeleri, yaşadıkları kentlerde etkinliklerini çok iyi değerlendirebilen çeşitli Ermeni kuruluşları açısından ayrı bir avantaj olmaktadır. Bundan yararlanarak, yaşadıkları yörelerdeki sokak isimlerini (Ermenistan, Erivan, 24 Nisan 1915 Ermeni Katliamı vb. gibi) değiştirmekteler, anıt dikebilmekteler (Parado, Komitas vb. gibi). Ermenistan - 1915 benzeri temsiller vermekteler. Musa Dağı'nda 40 gün ile Türkiye'nin doğu ve güneydoğu illerinden çekilmiş filmleri oynatmaktadırlar. Yazılı ve görsel basın ile sergilerde, oturumlarda, sözde davalarını savunabilmekte, toplantılar, konferanslar ve gösteri yürüyüşlerini kolayca yapabilmektedirler. 1973 yılında Ermenilerin Marsilya 'daki Ermeni Parado Kilisesi 'nin bahçesine diktikleri anıt, Türk - Fransız ilişkilerinin de belli bir süre için duyarlı hale gelmesine neden olmuştur. Bu tarihte TC'nin Paris Büyükelçisi olan Hasan Esat Işık ğ, bu anıtın açılmasına tepki olarak merkeze çekilmiştir. Bu arada özellikle şu iki hususun altını çizmekte yarar vardır.
1. Fransa'daki Ermeniler, Fransız medyasında çok güçlüdürler. Ermeni asıllı birçok Fransız medyada çalışmaktadır.
2. Fransa'daki Ermeni lobisi, Ermenistan üzerinde çok etkilidir.
Fransa'da halen 100'e yakın çeşitli siyasi ve sosyal içerikli Ermeni örgütleri etkinlik yapmaktadırlar. Örneğin: Sivaslı Ermeniler Derneği, İstanbul Ermeni Esseyan Lisesi'nden Yetişenler Derneği, 1914 - 1918 - 1920 Fransız Ordusu'nda Gönüllü Eski Ermeni Muharipleri Derneği, 1939 - 1945 Savaşı Eski Muharipleri, Fransız - Ermeni Dostluk Derneği, Ermeni Dili ve Kültürünü Eğitme Hareketi vb. gibi.
ASALA terör örgütü, yurtdışında Türk diplomatlarına ve kurumlara saldırılarda bulundu
Eli kanlı Ermeni örgütleri
Şiddet Eylemlerinden Yana Olan Örgütler, Ermeni diasporasının yaşadıkları belli başlı ülkelerde, bu meyanda Fransa'da da faaliyet gösterdiklerini ifade etmişlerdir. Söz konusu örgütler:
(1) ASALA: Armee Secrete Armenienne Pour la Liberation D'Armenie (Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu). 20 Ocak 1975'te Beyrut'ta kurulduğunu iddia etmiş ve aynı tarihte Dünya Kiliseleri Konseyi Bürosu'na yaptığı saldırıyla adını duyurmuştur. Marksist - Leninist, devrimci bir çizgi izlediğini açıklamış ve kendisini ''Milletlerarası Devrim Hareketinin Parçası'' olarak yorumlamıştır. Türkiye ve müttefiklerini ''can düşmanı'' saymıştır. Gayeye varmada yolun savaştan geçtiğini öne sürüp, Taşnak ve Hınçakların yıllardır boş söz ve vaatler ile Ermeni toplumunu aldattıklarını belirtmiştir. Dünya terör örgütleriyle işbirliği içinde olduğunu eklemiştir. Merkez Komitesi ile terör gruplarından oluşan örgütün açıkladıkları amaçları şunlardır:
* İşgal altındaki Ermeni topraklarını kurtarmak,
* Ermeni halkına, topraklarına döndüklerinde, en azından, kendi kaderlerini tayin etmelerini sağlamak,
* Katliamın tarihi bir gerçek olarak Türkiye'ce kabulünü istemek,
* Soykırım nedeniyle, Türkiye'yi tazminat ödemeye zorlamak. ASALA, uzun süre, Fransa'da Hay Baykar - Savaş isimli aylık, Fransızca bir dergi yayımlamıştır.
(2) ESAK (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları):
Ermenilere karşı yapılmış sözde katliamın öcünü almak ve uğranılan haksızlıkları gidermek için ortaya çıktığını ifade etmiştir. Açıkladığı hedefler şunlardır:
* Türkiye'nin, 1915 katliamını tanımasını sağlamak ve tazminat ödemeye mahkûm etmek,
* Türkiye'nin 1920 Sevr Antlaşması'nda öngörülen sınırlara dayalı ''Ermeni Toprakları'' nın, Ermeniler'e iadesini sağlamak.
(3) YENİ ERMENİ DİRENİŞİ
(4) ERMENİ KURTULUŞU,
(5) YANIKYAN KOMANDOSU,
(6) ANTRANİK PAŞA GRUBU,
(7) CUMHURİYET ERMENİ ORDUSU vb.
Dünyadaki gelişmelerle ilintili olarak, açıklanmaya çalışılan tarihi süreç, Ermeni siyasi, kültürel ve kilise kuruluşlarının yaptıkları propagandalar, 1975 yılından sonra, Fransa'daki Ermeni etkinliklerini teröre dönüştürmüştür. Bunda, Lübnan iç savaşı nedeniyle bu ülkeden kaçıp Fransa'ya gelen şiddet yanlısı Lübnan Ermenileri'nin büyük katkıları olmuştur. Kentleri dolaşıp, çeşitli gösteriler ve tahriklerde bulunmuşlardır. Nitekim 24 Ekim 1975 günü, Türkiye'nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez, 1979 yılında ise Basın Ataşemiz Selçuk Bakkalbaşı şehit edilmiştir. Sonraki yıllarda, T.C. Paris Başkonsolosluğu baskını ve Orly Havaalanı katliamı gerçekleştirilmiştir. Tüm bunları, Ermeni terör örgütleri üstlenmiştir.
Şehidimiz İ. Erez, daha önce Büyükelçi olarak görev yaptığı Beyrut'ta, rahmetli Hiram Abbas (Bay Pipo) ile birlikte, yoğun Ermeni faaliyetlerine karşı önemli mücadeleler vermişlerdir. 1975'li yıllarda yine Paris Büyükelçiliği'mizde görevli Müsteşar Şarık Arıyak, aylığının önemli kısmını Fransız medyası ile kurduğu dostluklar için harcayıp, Ermenilik etkinliklerini önlemek gayretinde olmuştur. Adı geçen, daha sonra görev yaptığı Avustralya'da, Ermeniler'ce şehit edilmiştir.
Ermeni terör örgütleri tarafından, çeşitli ülkelerde, Dışişleri mensuplarımıza yapılan saldırılarda dikkat çekici hususlar bulunmaktadır. Bunlardan ilki katillerin yakalanamamasıdır. Diğeri, hangi ülkelerde oldukları, mensupları bilinmeyen, reklam amacıyla her cinayeti üstlenen bu Ermeni terör örgütlerinin çoğu muhtemelen hayalidir. Söz konusu eylemleri, bir kısım Batılı istihbarat servislerinin yaptırdıkları olasılığı güçlüdür. Çünkü devlet organlarının yardımları olmadan, bunları iz bırakmadan gerçekleştirebilmek çok zordur. Dolayısı ile bu cinayetlerin amacı: Dünyada saygınlıkları bulunan Türk diplomatlarını bertaraf ederek, Türk Dışişleri'ni zaman içinde zayıflatmak, ayrıca Türk devleti ve halkının moralini bozmaktır.
Nitekim, 1984 yılında, bölücü PKK örgütünün ortaya çıkması ile bu Ermeni terör örgütleri, birden ortadan kaybolmuşlardır. ''Türkiye'nin müttefikleri de can düşmanımızdır'' diyen ASALA bunlara eylemde bulunmamıştır. Türkiye aleyhine, başka biçimlerdeki terör etkinliklerinin taşeronluğu PKK'ye bırakılmıştır. Bazı Batılılarınki dahil, yabancı istihbarat örgütlerinin, PKK terörüne nasıl arka çıktıkları zaman içinde belli olmuştur. Keza, PKK'nin başı Abdullah Öcalan , yargılanması sırasında, çoğu dostumuz görünen, ayrıca müttefikimiz olan bu Batı devletleri ve onların istihbarat kuruluşları hakkında önemli bilgiler vermiş, bunlardan nasıl yardımlar aldığını, nasıl istismar edildiğini ve kandırıldığını anlatmıştır.
FRANSA'DAKİ HAYIR KURULUŞLARI
Fransa'daki Ermeni hayır kuruluşları şunlar:
* Croix Rouge Arménienne (Ermeni Kızılhaçı)
* Association Arménienne d'Aide Sociale (AAAS - Ermeni Sosyal Yardım Birliği)
* Union d'Aide aux Arm´eniens veya Croix Blue Arm´enienne (Ermenilere Yardım Birliği veya Ermeni Mavi Haç'ı)
* Union Générale Arménienne de Bienfaisance (UGAB - Ermeni Genel Hayır Birliği).
Diaspora'da etkinlik gösteren hayır kuruluşlarının hemen hepsinin Fransa'da kolları vardır. Samuel Moorat gibi yatılı ve yatısız okullara, dispanserlere sahiptirler. Hayır işleriyle uğraşırlar. Öğrencilere, okul idarelerine, fakirlere, hastalara, kiliselere önemli yardımlar yaparlar. Finansörleri Gülbenkyan Vakfı gibi müessese ve Charles Aznavour gibi meşhur ve zengin şahıslardır.
Ermeni kadın kuruluşları, çok fazla gelir kaynakları olmamasına karşın, Fransa'da etkili bir şekilde sosyal çalışmalarını sürdürmekte ve özellikle, Ermenilerin benliklerini korumalarında önemli rol oynamaktadırlar.
ERMENİ KİLİSELERİ
Tarih içinde, Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Ermeniler, tüm dünyada olduğu gibi, Fansa'da da üç Hıristiyan mezhebine mensupturlar.
GREGORYEN: Ermenilerin, tahminen yüzde 90'ını bünyesinde toplayan Gregoryen Ermeni Kiliseleri'nden bir kısmı Ermenistan Cumhuriyeti'nin başkenti Erivan'daki Etcmiyazin, diğerleri ise Lübnan'ın başkenti Beyrut yakınlarındaki Antelias Katogigosluklarına bağlıdırlar. Söz konusu Ermenilerin keza iki patriarkaları vardır. Bunlardan biri İstanbul, diğeri ise Kudüs patriarkalarıdır. Bu kiliselerin Fransa'daki temsilcisi ise Paris'teki Ermeni Kilisesi Konseyi ve Avrupa Katogigosluğu Delegeliği'dir.
KATOLİK: Tüm dünyada olduğu gibi, Fransa'daki Ermenilerin takriben yüzde 7'si Katolik mezhebine mensupturlar. Ermeni Katolik kiliseleri Vatikan'a bağlıdırlar.
PROTESTAN: Ermenilerin çok azı Protestan olmakla birlikte, derli toplu olarak bulundukları bazı yerleşim bölgelerinde önemsenecek etkinlikler yapmaktadırlar.
Dünyadaki Ermeni kiliselerinde görülen düşünce farklılıkları Fransa'daki Ermeni kiliselerine de yansımıştır. Ancak bu kiliseler, Ermeni örf ve âdetleri ile kültürünün korunmasında önemli roller oynamaktadırlar. Fransa'da, tüm bu sayılan Ermeni siyasi, sosyal ve dini kuruluşları, Ermenilik etkinliklerinin idamesi için yoğun gayret içindedirler.
3
Sözde Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri hapse atan Paris, yaptığı katliamların tarihçilere bırakılmasını istiyor
Fransa'dan çifte standart uygulama
Paris'te Kanada meydanında sözde Ermeni soykırımı anısına din adamı ve besteci Komitas anıtı 24 Nisan 2003 yılında açıldı.
Fransa'da görülen en önemli Ermeni etkinliklerinden biri de Diaspora'daki Ermenilerin, 3-6 Eylül 1979 tarihleri arasında, Paris'te yaptıkları ''I. Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi''dir.
Söz konusu kongrede şu kararlar alınmıştır.
* Ermeniler arasında birlik ve beraberliğin sağlanması,
* Askeri güç oluşturulması,
* Ermeni Bankası kurulması,
* Diaspora Ermenilerinin bir bütün olarak konuya sahip çıkmaları,
* Lokal faaliyet gösterecek basın bürolarının açılması.
Bu kongrede alınan kararların önemli bir bölümü gerçekleştirilmiştir.
Fransa'daki tüm bu Ermeni siyasi, sosyal ve dini kuruluşlarının Türkiye aleyhindeki çabaları, zaman içinde artarak devam etmiştir. Bunun için yoğun gayretler gösterilmekte ve çok paralar harcanmaktadır. Sözü edilen tüm bu etkinliklerin de katkılarıyla Fransız Yasaması 1990'dan bu yana tarihi olaylar ile ilgili yasalar çıkarmıştır. Anılan yasalar:
1. 13 Temmuz 1990 tarihli ''İnsanlık Suçlarının İnkâr Edilmesini Cezalandıran Gayssot Yasası'' .
2. 29 Ocak 2001 tarihli ''Ermeni Soykırımının Tanınması Yasası'' .
3. 21 Mart 2001 tarihli ''Kölelik ve Zenci Ticaretinin İnsanlık Suçu Olarak Tanınması Yasası'' .
4. Fransa'nın geçmişteki sömürge siyasetinin olumlu gösterilmesini öngören 23 Şubat 2005 tarihli ''Sömürge Yasası'' dır.
SOYKIRIMI İNKÂR EDENLERE HAPİS
Bunlardan 29 Ocak 2001 tarih ve 70 sayılı yasa, açıkça, sözde 1915 Ermeni soykırımını tanımışır. Bu, bir kısım diğer Avrupa ülkelerinin de parlamentolarının etkilenmelerine, aynı doğrultuda kararlar almalarına neden olmuş, Ermenilere de çok moral vermiştir. Fransız yargısı da soykırımın olmadığını savunan bir tarihçiyi, aynı yasa ile yargılayıp mahkûm etmiştir.
Ermeni etkinlikleri hep süregelmektedir. 2000'li yıllarda, Saine-Saint Denis, Les Lilas'da Belediye Başkanı Jean Jacques tarafından ''Soykırımı Hatırlatma Anıtı'' açılmıştır. Yapılan törene Paris Ermeni Arşöveği Nakachian ile Ermenistan Cumhuriyeti'nin Paris Büyükelçisi Edvard Nalbandian katılmışlardır.
2003 yılında, Paris'te Komitas Soghomonyan anıtı dikilmiştir. Adı geçen, 1869'da Kütahya'da doğmuş, Ermeni dini müziği ve türküleri üzerinde araştırmalar yapmış, ünlü bir müzikolog ve din adamıdır. 23 Nisan 2005'te, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ülkeyi ziyaret eden Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçeryan ile Komitas'ın heykeli önünde düzenlenen törene katılıp, saygı duruşunda bulunmuştur. J. Chirac'ın bu davranışı, sözde Ermeni soykırımının 90. yıldönümü olan 24 Nisan 2005 günü, böyle bir davranış ile 29 Mayıs 2005'te yapılan Avrupa Birliği Anayasası Referandumu'nda Ermeni oylarını etkilemek olarak yorumlanmıştır.
AB ÜYELİĞİNDE ERMENİ ŞARTI
Yine Paris'te 24 Nisan 2005 günü yapılan sözde Ermeni soykırımını anma törenlerinde konuşan Fransız anamuhalefet Sosyalist Parti Genel Sekreteri François Hollande, SP Meclis Grubu'na sunacağı ''Ermeni soykırımı olmadı demeyi suç sayan'' yasa teklifini diğer siyasi grupların da desteklemelerini istemiştir. F. Holande, ''insan haklarına önem veren herkesin Ermeni savlarını tanıması gerektiğini'' belirtmiş, Türkiye'nin, Ermeni soykırımını tanımaması durumunda AB'ye üye olamayacağını vurgulamıştır. Fransa Demokrasi Birliği (UIF) lideri François Bayrou , sözde Ermeni soykırımının tanınması için Nisan 2005'te AB'ye bir teklif sunulduğunu açıklamıştır.
Fransa'da 2005 Mayıs ayında yapılan AB Anayasası oylamasında, hayır oyu çıkmıştır. Ülkedeki Ermeniler de aynı doğrultuda oy kullanmışlardır. Bu tavır, Türkiye'nin AB'ye alınmaması hususunu içermektedir. Nitekim Ermeni yanlısı, eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'Estaing, 2004 yılı başlarında, ''Türkiye Avrupalı değildir'' diyerek Türkiye'nin AB'ye girmesini önlemeye çalışmaktadır.
Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) lideri, İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, 2006 yılı mesajında; ''AB'nin kurumları uyumlu hale gelmeden yeni bir genişlemeye karşı olduğunu'' belirtmiştir.
Anlaşılacağı üzere Fransa sonuçta, Ermenilerin sözde soykırım iddialarını siyasallaştırmada öncülük etmiştir. Türkiye ise bu savlar üzerinde tarihçilerin çalışma yapmalarını öne sürmekte ve yardımcı olmak amacıyla arşivlerini dünyaya açmaktadır.
SÖZDE SOYKIRIM YASASINA TEPKİLER
Fransa, Ermenilerin sözde soykırım iddialarını yasalar çıkararak, anıtlar dikerek siyasallaştırmada öncülük etmiştir. Fransa'nın bu politikası bir kısım diğer Avrupa ülkelerinin de parlamentolarının etkilenmelerine, aynı doğrultuda kararlar almalarına neden olmuş, Ermenilere de çok moral vermiştir. Fransa'da önde gelen siyasetçiler, Türkiye'nin AB üyeliğinde Ermeni soykırımını kabul etmeyi koşul olarak öne sürmektedir. Cezayirli yetkili devlet adamlarının ve 19 Fransız tarihçisinin çıkışları sonucu güç durumda kalan Fransız yetkilileri, ''Soykırım olaylarını tarihçilere bırakalım'' tezini öne sürmeye başlamışlardır.
Fransız yasaması, 1990 yılından bu yana, tarihi olaylar ile ilgili 4 yasa çıkartmıştır. Ancak, 12 Aralık 2005 tarihinde, 19 tarihçi bu yasalara karşı gelmiştir. Aralarında Pierre Milza, Pierre Nora, Marc Ferro, Mona Ozouf, Paul Veyne gibi önemli bilim adamlarının bulunduğu bu grup, ortak bir metne imza koyarak, söz konusu yasal düzenlemelerin demokratik bir rejime yakışmadığını belirtip, kaldırılmalarını istemiştir. Fransa'nın önde gelen 19 tarihçisinin, aralarında Ermeni soykırımının tanınmasının da bulunduğu 4 yasanın iptal edilmesi çağrısına, parlamentodan da destek gelmiştir. Fransa Meclis Başkanı Jean Louis Derbre , Sömürgecilik Yasası'yla ilgili sorunu çözdükten sonra soykırım ve kölelikle ilgili kararları yeniden gözden geçirmeyi amaçladıklarını söylemiştir. Debre bu amaçla bazı parlamenterleri bir araya getireceğini belirtmiştir. Meclis başkanı, Sömürge Yasası'nın yürürlükten kaldırılması veya tekrar yazılması seçeneklerini dışlamadığını kaydetmiştir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da yaptığı açıklamada, ''Tarih yazmak, yasaların işi değildir'' demiş ve yasanın bu haliyle Fransızları böldüğünü belirtip ''yeniden yazılması gerektiğini'' savunmuştur. Oysa ki bu gün tarihçilere sarılan adı geçen, ne 2001'de Ermeni Soykırım Yasası'nın ne de geçen yıl çıkartılan Sömürgecilik Yasası'nın onay süreçlerinde hiçbir sorun çıkartmamıştır.
Öte yandan, 19 Fransız tarihçisinin, aralarında Ermeni Soykırım Yasası'nın da bulunduğu, Meclis'in tarihi konularda çıkardığı yasaların iptal edilmesi yönündeki çağrısının ardından harekete geçen Ermeniler, Soykırım Yasası'nın etkilenmemesi için kampanya başlatmışlardır. Ermenilerin desteklerini alan birçok sivil toplum örgütü de, sadece Sömürgecilik Yasası'nın değiştirilmesini, diğerlerine dokunulmamasını istemektedir. Anlaşıldığı üzere, Fransa, bu konulardaki çifte standardını belirgin bir şekilde göstermektedir. Önümüzdeki günlerde, gelişmelerin, tarzı muhtemelen yeni oluşumlara göre şekillenecektir.
Anlatılanların dışında, önümüzdeki günlerde Türkiye'yi meşgul edecek iki yeni olay daha vardır.
* 2005 yılında, Fransız AXA Sigorta şirketi, Osmanlı döneminde, sigorta ettikleri ve aynı tarihlerde ölen Ermenilerin hayat poliçelerini ödeyeceğinden söz etmiştir. AXA, bu Ermenilerin ölümlerinden Türkleri sorumlu tutup, sigorta ödemeleri için muhtemelen TC'ye rücu etmeyi düşünmektedir.
* Fransa, 2006'yı ''Ermenistan Yılı'' ilan etmiştir. Buna tepki gösteren Türkiye, Ermeni diasporasının bu kararı ''soykırım gösterisine'' dönüştürmesi olasılığına karşı Fransa'yı uyarmıştır.
TÜRKİYE'Yİ SUÇLAYAN FRANSA VE ERMENİLERİN SOYKIRIM SABIKALARI
'Paris önce kendi evinin önünü temizlesin'
20. yüzyılın ilk sözde jenosidini Türkler yaptı, diye dünyayı etkilemeye çalışan Ermenilerin soykırım sabıkaları vardır.
* Nitekim 19. asırda ve 20. yüzyılın başlarında, Çarlık Rusyası ordularının Doğu Anadolu'ya girmeleriyle, bundan güç alan Ermeniler, yüzyıllar boyu birlikte yaşadıkları bölgede Türkleri ve Kürtleri katletmişlerdir. 20. asırda da, İngilizlerin ve birlikte oldukları Fransızların Güneydoğu Anadolu'ya çıkmalarıyla Türk halkına zulüm yapmışlardır.
* Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını almasından sonra, Ermenistan Cumhuriyeti, 1992 yılında, Ermeni azınlığın yaşadığı, Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ bölgesini zaptetmiştir. Bu işgal sırasında binlerce Azeri öldürülmüş, 1 milyondan fazla Azeri de tarihi topraklarını terke zorlanmıştır. Y. Karabağ Azerileri halen Azerbaycan'da ''kaçkın'' olarak çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. BM, bölgede etnik temizlik yaptıkları gerekçesiyle, Ermenileri birçok kez kınamıştır. İşgal sürdürülmektedir.
Her konuda Ermenilere destek veren Fransızların da, tarihte soykırım yaptıklarına dair savlar vardır.
**SAINT BARTHELEMY KATLİAMI: Papa 13. Gregorius 'un tahriki ve Kral 9. Charles'ın emriyle, 25 Ağustos 1572 günü, Saint-Barthelemy Yortusu'nda, Paris'te 60 binden fazla Protestan katledilmiştir. Bu vahşetten kurtulabilen Protestanlar, Almanya'ya kaçmışlardır. Söz konusu tarihte Fransız halkının yüzde 30'u Protestan iken, bugün oran yüzde 2'dir.
* Antiller kökenli, Fransız yazar Claud Ribbe, kısa bir süre önce yazdığı ''Napolyon'un Katliamı'' isimli kitabında, Bonapart döneminde 1 milyondan fazla insanın, etnik kökenleri yüzünden katledildiğini belirtmiştir. C. Ribbe ayrıca, insanların Afrika ve denizaşırı ülkelerden getirtilerek köleleştirilmeleri ve insanlık dışı davranışlara tabi tutulmalarında, Fransa'nın sorumlulukları bulunduğunu savunmuştur.
* Tarih kitapları, Fransızların 3. Napolyon döneminde ele geçirdikleri ve 20. yüzyılın ortalarına kadar sömürdükleri Vietnam'da yaptıkları soykırımlardan söz etmektedir.
* Afrika üzerine yaptığı araştırmalar ile tanınan yazar Pierre Pean ise ''Siyahlar Kaçıyor - Beyazlar Yalan Söylüyor'' isimli son kitabında, 1990-1994 yılları arasında Ruanda'da işlenen soykırımda, Fransa'nın birinci derecede sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu arada 2005 yılında, Türkiye lehine çok önemli bir gelişme olmuştur: Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika, 8 Mayıs 1945'te Fransız ordusunun, ülkenin doğusunda yaptığı bir katliama değinerek, Paris'in bu olayın sorumluluğunu kabul etmesini ve resmen özür dilemesini istemiştir. İddialara göre, 8 Mayıs 1945 günü Fransız ordusu, Cezayir'in Setif ve Guelme kentlerinde yollara dökülüp, bağımsızlık isteyen halktan 45 binini katletmiştir. A. Buteflika'nın bu isteğine Fransa'nın ''resmi'' tepkisi ''Bu konuyu tarihçilere bırakalım'' şeklinde olmuştur.
Yine Mayıs 2005'te, Cezayir Senatosu Başkanı Amar Bakhouche , Ermeni soykırımı savlarıyla, Türkiye'nin AB sürecini engelleyen Fransa'ya tepki göstermiştir. A. Bakhouche, 8 Mayıs 1945'te katledilen Cezayirliler için Fransa'nın özür dilememekte direndiği belirtilip, ''Fransa önce kendi evinin önünü temizlemeli. Ermeni soykırımı savları Türkiye'nin önüne bahane olarak konuluyor. Müslüman bir nüfusu AB'de istemiyor'' demiştir.
A. Bakhouche, Fransa'nın dönemin arşivlerini kapalı tutmasına tepki gösterip, olaylara ilişkin Cezayir'deki arşivlerin büyük çoğunluğunun Fransa'ya götürüldüğünü ilave etmiştir.
MADDİ VE MANEVİ YARDIMLAR:
Ermenilerden PKK'ye destek
Ermeni kaynaklarına göre: Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu ve G.Doğu topraklarında yaşayan Ermeniler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren, bu yörelerde yaşayan Türk ve Kürtler ile çatışmışlardır.
* 1883 yılında Sason Ermenileri, haraç vermeyi kesince bölgedeki Kürtlerin saldırılarına uğramışlar, çıkan arbedede binlerce Ermeni ve Kürt ölmüştür.
* 1897'de, Ermeni çeteleri, 1894-1896 yıllarında çok sayıda Ermeniyi öldürdükleri gerekçesiyle Mazgirt Kürtlerine saldırıp, yok etmişlerdir.
* 1904 yılında, Ermeni çeteleri, sözde milli kahramanları Antranik Ozanian yönetiminde, Sason'da, Kürtler tarafından desteklenen Osmanlı güçleriyle çarpışmışlar, bastırılmışlardır.
* 1915'te, Osmanlı yönetimi tarafından tehcire tabi tutulan Ermeniler, zaman zaman Kürtlerin saldırılarına uğrayıp, kayıplar vermişlerdir.
* 1919 Nisan ayında, Kürtler, Kafkasya Yerzinka'da, düzenli Ermeni askerlerine saldırıp iki yüz kişiyi öldürmüşlerdir.
Yöre Ermenileri, asırlarca sorunsuz halde birlikte yaşadıkları Türklere ve Kürtlere, dış güçlerin tahrikleriyle düşman olmuşlardır. Önce Çarlık Rusyası, sonrasında İngiltere ve Fransa, Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı kullanmışlardır.
Fransa'daki Ermeniler, uzun süredir Kürtçülük hareketlerini desteklemektedirler. Bu cümleden olmak üzere, PKK'nin 1984 yılında Türkiye'de başlattığı terör olaylarına maddi ve manevi destek vermişlerdir. Ayrıca Ermenistan Cumhuriyeti de ayni yardımlarda bulunmuş, hatta topraklarında PKK'nin kamplar kurmasını sağlamıştır.
Fransa'daki, Türkiye aleyhine yapılan Ermeni gösteri ve törenlerine, Rumlar gibi Kürtler de katılmaya başlamış, birbirlerine destek olmuşlardır. Burada ilginç olan, Ermeniler ile Kürtlerin, Türkiye'den aynı topraklar üzerinde hak iddia etmeleridir. Bu husus kendilerine hatırlatıldığında, ''Yöreyi Türklerden kurtaralım, sonrasını aramızda hallederiz'' demeleridir.
FRANSA'DAKİ TÜRKLERE GÖREV:
İddialara karşı bilinçlenilmeli
Ülkemiz için önemli bir tehdit unsuru olan, Fransa'daki Ermeniler ile kuruluşlarının yıllardır süren etkinlikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Fransa, sözde dostumuz ve müttefikimizdir. Dış ticaretimizin de önemli bir partneridir. Vaktiyle, Türklere olduğu gibi hamilik ettiği Ermenilere de özellikle çok zararlar vermiştir. Bu kompleks, iç ve dış etkenler (zaman zaman, Türkiye'ye siyasi baskı uygulamak istemi) nedenleriyle, ülkesindeki Ermenilik etkinliklerini desteklemektedir. I. Dünya Savaşı'nda, kendisi de, Almanya'ya komşu Alsace bölgesindeki Almanca konuşan yurttaşlarını güneye nakletmiştir. Fakat aynı tarihlerde Osmanlı Devleti'nin Ermenilere uyguladığı tehciri, sözde soykırım olarak değerlendirip, olayı iyice siyasallaştırarak, yasa dahi çıkartmıştır. Ancak bu günlerde, Cezayirli yetkili devlet adamlarının ve 19 Fransız tarihçisinin çıkışları sonucu güç durumda kalan Fransız yetkilileri, ''Soykırım olaylarını tarihçilere bırakalım'' tezini öne sürmeye başlamışlardır.
Yıllardır yapılan Ermenilik etkinliklerine karşı koymada başarılı olamayan Türkiye, söz konusu tez ile kendini rahatça savunabilir. Bu konuda, çok geç kalmadan, tüm dünyada yoğun bir çalışma yapmanın zamanı gelmiştir. Fransa'daki iç politik etkenlere gelince, halen bu ülkede yaşayan Türklerin sayıları en az Ermenilerinki kadardır. Ancak, Türk nüfus çok dağınıktır. Yine de cami yaptırma, yeşil sermayeye para toplama vb. konularda organize olabilen vatandaşları da bu tehdit konusunda bilinçlendirip, siyasi arenada birlikte hareket etmelerini sağlamak TC hükümetlerinin başta gelen görevlerinden biri olmalıdır.
Cumhuriyet / 15-16-17 Mayıs 2006
http://www.cumok.org/html/yazidizileri/esanli/ermenilerinsevre.htm
KAYNAKÇA:
Alem, Jean Pierre, Larmenie, Paris, 1972
Aktar, Cengiz, Vatan gazetesi, Fransa'da Tarih ve Bellek Çatışması, 6 Ocak 2006.
Armenia dergisi, Reflexion, Marsilya, Şubat 1978
C.D.C.A., Le Probleme Armenien et le Paragraphe 30 a IONU, Paris 1975
Cevherli, Alptekin, Yeniçağ gazetesi, 1 Mayıs 2005
Hürriyet gazetesi, 13 Mayıs 2005
Koçaş, Sadi, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, Ankara, 1967
Kohen, Sami, Milliyet gazetesi, Gerçeğin İki Yüzü, 12 Mayıs 2005
Revolution Armenienne Bülteni, Paris, 1977
Sander, Oral, Siyasi Tarih 1918-1994, Ankara 1993
Zaman gazetesi, 5 Ocak 2006